17 Temmuz 2019 Çarşamba

Troia’yı Anlamak


Dünyanın bugüne kadar en çok okunmuş eserler sıralamasında İzmir’li kör ozan Homeros’un İlyada ve Odyseia destanının ilk üçteki yeri sanırım önümüzdeki birkaç bin yıllık sürede değişmeyecek.
 Hele antik Yunan halklarının; Mikenlerin, Spartalıların, Megaralıların, Troialıların hem ahlak değerlerini, gururlarını, kahramanlarını ( Hektor, Paris, Agammemnon, Priamos, Odyseus, Patokhlos, Kassandra, Melenaus, Ajax, Akilleus vs) ,savaş geleneklerini ve aşkı anlatan Troia eserinin dünyada pek benzeri yok.
Ülkemizin bu büyük edebi ve tarihi mirası ne şekilde sahiplendiği tartışıladursun; Hollywood çoktan konu hakkında 50 den fazla film çekerek milyar dolarlık cirolarını çoktan cebine indirmiş durumda. Tarihi ilgi ise Osmanlı dönemine kadar gerilere gidiyor. 1822 yılında ilk kazılar yapılmaya başlanıyor.
Asıl Troia’nın dünyanın ilgisini çekmesi 1870-1890 yılları arasında Osmanlının izni ile yapılan Schlieman Kazıları olmuştur. Alman vatandaşı olup eşi benzeri olmayan bir kariyer ve yükseliş öyküsünün öznesi olan Heinrich Schliemann; yoksul çocukluğu sonrasında Hollanda liman kentlerinde 6 yabancı dil öğrenir. Küçük bir odada çalışan genç alman yabancı dil sözlüklerini ezberlemek suretiyle; tabiri caizse “oturduğu yerde” yabancı dilleri öğrenme kabiliyetine sahiptir. Ticari zekâsıyla yoksul bir doğu alman çocuğundan Teksas’taki bir bankanın sahibi olması ile sonuçlanan hayatını; Troia ve Mykonos kazılarına adamış bir tarihi şahsiyet olarak tamamlar. Troia ve Mykonos kazılarını 20 yıl boyunca kendi servetinden harcayarak finanse etmiştir. Troia kentini ve destanda anlatılan “Priamusun Hazinesi” ni bulmaya tutku derecesinde takıntılı bir kişi olarak tarihe geçmiştir. Yunan asıllı eşi Sophia ile yirmi yılı aşkın sürede yurt dışına kaçırdığı hazineler (Priamusun hazinesi dâhil) bir yana uyguladığı kesme tekniği ile dünya arkeolojisine kazı çalışmalarının nasıl “yapılmayacağını” öğreten Schliemann bu özelliği ile ne yazık ki; Troia kazı alanına telafisi mümkün olmayan ağır hasar vermiştir. Kazı alanından çıkan her buluntu sonrasında işçileri evlerine göndererek yaptığı kutlamalar; kazıda çalışan ve yöre insanından oluşan işçiler tarafından bile anlatılmıştı. Troia’yı anlamak tüm bu ayrıntıları bir araya getirmek suretiyle olmalıdır. Zira hikâyenin bir tarihi, bir arkeolojik, bir de edebi yanı var. Sadece bir yönü ile ele almak anlam bütünlüğü sağlamadığı gibi bazı konuların havada kalmasına sebebiyet verir.
Çanakkale- İzmir karayolu üzerinde olan kazı alanını tüm bu ayrıntıları bir araya getirerek incelemek; tek başına pek bir anlam ve görkem içermeyen antik kent gezisini çok daha doyurucu yapacaktır.
Baytatil

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Troia’yı Anlamak

Dünyanın bugüne kadar en çok okunmuş eserler sıralamasında İzmir’li kör ozan Homeros’un İlyada ve Odyseia destanının ilk üçteki yeri sanır...