5 Mart 2019 Salı

Ah Bir Ataş Ver…




Çanakkale hepimizde birçok duygunun yoğun olarak yaşanmasına sebep olan; birçok acı ve gurur dolu tarihi olayların yaşandığı anıtsal değere sahip bir ilimizdir. Mitolojik öykülerin ihtişamı bir yana 1915 savaşları sırasında ülke savunmasında canını dişine takan ve yoklukla mücadele eden gencecik insanların kahramanlık öyküleriyle doludur Çanakkale’nin dağı- taşı-denizi. Bunların arasında şüphesiz başta Seyit Onbaşı, Yahya Çavuş, Nazmi Bey, Cevat Paşa, On beşliler, Mustafa Kemal Paşa ve isimsiz yüzbinleri saymak mümkün. Osmanlı devletinin balkan bozgunu sonrası kazandığı bu müthiş savunma savaşı; ulusumuzun sonraki yıllardaki önder kadrosunu seçmesinde ve kaybolan güvenini bulmasında önemli bir rol oynamıştır. Mustafa Kemal’in cumhuriyetin kurucu otoritesine başkanlık etmesinde Conkbayırı ve Arıburnu’ndaki müthiş askeri zekâsı ve cesareti çok önemli rol oynamıştır. Kitlelerin ve askeri çevrelerin güvenini kazanan Mustafa Kemal Paşa bu sayede mücadelesini daha kolay sürdürebilmiştir. Çanakkale zaferi uluslaşmamızın da temel taşını oluşturur. Ulus olarak özgüven kazanmamızda önemli bir aşama olmuştur. Cumhuriyetimiz kurulur, ikinci dünya savaşı yılları; nihayet Nato’ya üye olunulur. Yıl 1953 ( Nato üyeliğinden 1 yıl sonra) olduğunda da Çanakkale yine çok acı bir olay ile hatırlanacaktır.
Bir Nato tatbikatından dönen “Dumlupınar” isimli Türk denizaltı Çanakkale boğazından istanbul’a doğru yol almaktadır. Gece 02.00 sularında su üstünde seyir halinde iken nara Burnu dolaylarında İsveç bandıralı bir yük gemisi ile çarpışır. Çarpışma ile denizaltı hızla denizin dibini boylamış; 81 kişilik mürettebattan sadece 22 kişi deniz altının “kıç” tabir edilen bölümdeki dar torpido dairesine sağ olarak sığınabilmişlerdir. İlk çarpışma ile güvertedeki 3 askerimiz şehit olmuş 5’i botlarla Çanakkale hastanelerine kaldırılmışlardır. Geri kalan 51 denizcimiz de şahadet mertebesine ulaşırlar. Şamandıra ile yaşadıklarını bildiren denizcilerle telefon bağlantısı kurulur. Kurtarma gemisi hazırlanır ve yola çıkar; içeride mahsur kalmış denizcilerimize torpido dairesinin içinde solunan havanın kıymetli olduğu, sakın ola sigara içmemeleri, gereksiz yere konuşmamaları, türkü söylememeleri salık verilir. Saatler sonrası kurtarma gemisi gelse de boğazın şiddetli akıntıları ve geminin eğimli biçimde dibe oturmuş olması bir türlü kurtarılmaya izin vermez. Telefon bağlantısı ile görüşmeler sonuna kadar süren denizcilerimizi kurtarma umudu bir türlü sonuca varmaz. Artık umudun bittiği anda bir anons yapıldı ve rahatça türkü söyleyebilecekleri, sigara içebilecekleri duyurulur askerlerimize. Kendilerinden son olarak “ komutanım bir sigara yakalım...” sesi ve “Ah bir ataş ver cigaramı yakayım” türküsü duyuldu…
Dumlupınar her yıl 4 Nisanda tüm 81 şehidiyle anılır. O günün teknolojik gerekleri yetersiz olduğu için kurtarılamayan denizcilerimize üzülmemek elde değil… Ruhunuz şad olsun…

Baytatil


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Troia’yı Anlamak

Dünyanın bugüne kadar en çok okunmuş eserler sıralamasında İzmir’li kör ozan Homeros’un İlyada ve Odyseia destanının ilk üçteki yeri sanır...