7 Mart 2019 Perşembe

Safranbolu

İlk olarak Türk kültüründe şehir isimlerinin ilke olarak Türkçeleştirilmediği; ancak ayrılıkçılık tehlikesi gözlemlendiğinde yerel isimlerin Türkçeleştirildiği söylenebilir. Yerel isimler; Türkçe'mizin fonetiğine uydurulmak suretiyle bugünümüze kadar gelmiştir. Safranbolu adının ilk görüş Helen geleneğindeki “polis” , kent sözcüğünün “bolu” olarak değiştirilmesi sonucu oluştuğu görüşüdür.
Ancak Safran sözcüğü gerçek manasında kullanılmış; kentin adı “Safranşehri” olmuştur. Bir diğer görüşe göre kentin adı “Zafiranborglu” iken Safranbolu olmuştur.”Borglu” eki kale manasını taşımakta olup yine “Safrankalesi” manasında;  “borglu” ifadesi de “bolu” olarak değişmiştir.
Her iki görüşün ortak yönü safran tarımının çok önemli yere sahip olması gerçeğidir. Türkiyenin sadece bu yöresinde yetişmekte olan safran bitkisi (Crocs savitus) soğangillerdendir.

Ekim ayında çiçek açan safranın çiçeği mor renkli olup; içindeki turuncu renkli tepecikler toplanır. Bu işlem tek tek elle yapıldığı için çok zahmetlidir, bu yüzden tarih boyunca hep altından daha pahalı olmuştur.
Elle toplanan toz elekler üzerine yayılıp kömür ateşinde kurutulur.
10 gram safran için 1430 tepecik gerekir. Baharat olarak kullanıldığında içine katıldığı yiyeceklere sarı renk verir. (Ekmek, pilav, balık) Safran halen Safranbolu'da tüketilen meşhur bir Osmanlı tatlısı olan Zerde’de kullanılır.Yine eczacılıkta iştah açıcı ve sinir sistemi uyarıcısı olarak kullanılmaktadır. Yaygın kullanımı boyama işlemi için olup; kendi ağırlığının 100.000 (yüzbin) katı suyu kendi rengine boyar.( Budist rahip giysileri bu yolla renklendirilimiştir)

Karabük Demir Çelik fabrikasının 1937’de açılması ile birlikte köylülerin tercihlerini devlet kapısı yönünde kullanmaları sonucu safran tarımı bitme noktasına gelmiştir. Merkeze 28 km uzaklıktaki Davutoba köyünde sembolik safran tarımı yapılmaktadır.

Her yıl Eylül ayında “Altın Safran Belgesel Film Festivali” düzenlenmektedir.

Kızılırmak (Halys) ile (Philios) Bartın çayı arasındaki bölgenin adı Paflagonya olarak bilinir ve ilk tarihi yerleşimler M.Ö. 3000 lere kadar gider. Bölgeye tarih boyunca Gaslar, Hellenler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Çobanoğlu Beyliği ve son olarak Osmanlılar hakim olmuşturlar. Türklerin bölgeye girişi 1196 da 2.Kılıçarslanın oğlu Mesut Şah zamanında olmuştur. Osmanlılar Yıldırım Beyazıt zamanında 1392 yılında hakim olmuşlardır.
Safranbolu’nun Osmanlı idaresinde yetiştirdiği 3 önemli şahsiyet onu devlet nezdinde de itibarlı kılmıştır. Bunlardan ilki  Cinci Hoca veya Karabaşzade Hüseyin Efendi 17.yüz yılda yaşamış Osmanlı sarayının ünlü üfürükçüsüdür. Akli dengesi bozuk olan Osmanlı padişahı I. İbrahim‘i tedavi etmesiyle ün kazanmıştır.
Karabaşzade Hüseyin Efendi Safranbolu‘da doğdu. Cinlerle iletişim kurduğu gerekçesiyle ünü her yere yayıldı. 1642 yılında Kösem Sultan tarafından, Padişah I. İbrahim‘i tedavi etmesi için saraya davet edildi. Tedavisinin başarılı olması üzerine sadece büyük bir şöhret ve servet sahibi olmakla kalmadı, sarayda devlet işlerinde söz sahibi de oldu. Kendisine Sultan İbrahim tarafından Galata Kaymakamlığı verildi. 1645‘de memleketi olan Safranbolu’da halen otel olarak kullanılmakta olan, mimarlığını büyük ihtimalle Koca Mimar Kasım Ağa‘nın yaptığı Cinci Han’ı yaptırdı.
İkincisi sadrazam İzzet Mehmet Paşa (d.1743Safranbolu – ö.18 Eylül 1812 ManisaIII. Selim saltanatında 19 Ekim 1794 – 30 Ağustos 1798 tarihleri arasında üç yıl on ay on iki gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.
Üçüncüsü ise Kaptanıderya Salih Paşadır.
Yine Osmanlı devletinin en ünlü sadrazamlarından Köprülü Memed Paşa ‘nın memuriyeti esnansında Safranbolu’ya sürgün edildiği rivayet edilir. Hatta kendi adını taşıyan camii, sadrazamlığa terfi edildiği haberini aldığında vaktini geçirdiği dergahın yerine yaptırdığı ileri sürülür.
İpek ticareti güzergahında bulunan Safranbolu ticarette önemli bir rol üstlenir. El sanatları arasında bakırcılık, yemenicilik, el dokuma kumaşçılık, nalbantlık, saraçlık, semercilik ve ahşap işçiliğini sayabiliriz.
Safranbolu Osmanlı-sivil mimarisinin tüm kentsel dokuda korunmuş olması dolaysıyla 1976 da Kentsel Sit alanı (1200 tarihi ev var), 1994 de Unesco İnsanlığın ortak Mirası Listesine dâhil edilerek uluslararası olarak korunma altına alınmıştır.
Safranbolu evleri, taş temel üzerine kerpiç dolgulu ahşap yapılardır. Bölgenin kuzey Anadolu fay hattı üzerinde bulunması dolaysıyla ahşap yapıların güvenirliğinin tercih edildiği, 1950 lerdeki (beton ağırlıklı )kentleşmeye meyil etmeyen kentin ormancılık ve kerestecilik faaliyetleri de göz önüne alınarak ahşap yapı alışkanlığının Osmanlı evresi öncesinde de var olduğunu söyleyebiliriz.
Nitekim 3 odalı pontik yunan evleri de ahşaptandı ve bu geleneğin Türkler öncesinde de var olduğunun göstergesiydi.
Evlerin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz,
Kapı tokmakları ilginç olup, her kapıda 2 tokmak ve bir kilit bulunurdu. Kilidi ev sahibi, büyük tokmakları erkek misafirler, ince tokmağı kadın misafirler kullanırdı. Kapılar 2 kanatlı olup her kanatta birer halka asılıydı, halkalardan birine ip bağlanırdı. Bu ip gevşek bağlanırsa “..yakınlardayım birazdan evde olurum..” mesajı; sıkı bağlıysa “.. bugün uzaklardayım geç geleceğim..” mesaj verilirdi. Evlerin giriş kısımları taştan olup mahremiyet gereği penceresiz yapılırdı. Üst katları ahşap olan evlerin birer iç avlusu olurdu. Buraya hayat veya taşlık denirdi.( Yerler taş ise) Giriş katlar ambar, ahır, samanlık , odunluk ( kışlık odunlar yaz boyu güneşte kurutulurdu) olarak kullanılırdı. Bahçe yüksek duvarlarla çevrili olup bahçede asmalar, mevye-sebze yetiştirilirdi. Ahşap yapıların yangın riskine önlem olarak bahçelerde küçük bir havuz bulunması adettendi. Yangın anında su tedarikini sağlayan bu havuzlar meyve soğutmak ve bahçeye serinlik vermek için de kullanılmıştır.
Evler konumlandırılırken “göz hakkı-komşu hakkı” gözetilmiştir. Hiçbiri diğerinin güneş almasını engellemezdi.
İslam örfü gereği haremlik selamlık uygulaması evin bahçe katında sokağa çıkmayacak olan komşu kadınların birbirlerine ziyaretlerini sağlayan haremlik kapılarının varlığını zorunlu kılardı.
Orta kat kışlık olarak adlandırılırdı. Ortadaki oda sofa olarak adlandırılır ve kattaki tüm odalar buraya açılırdı. Burada mutfak, kiler ve yatak odaları mevcuttu. Bu odalardın hepsinde bir aileye gerekli yapılar mevcuttu. Örneğin dolap, yüklük, banyo vs gibi. Tavanlar yüksek olup tavan süslemeleri ahşap işçiliğinin güzel örneklerini sunar. Pencerelerde “muşabak” adı verilen kafesler mevcut olup yine islam yaşam tarzının mimari bir gereğidir. Yine haremlikle selamlık arasında küçük kubbeli ve dönen dolaplar mevcuttur. Bunları servis dolabı olarak da  adlandırabiliriz. Safranbolu yılın tüm dönemlerinde günübirlik olarak ziyarete dilebilecek harika bir destinasyondur. Hem kültüre hem damak tadına hem de görselliği ile büyülü bir kent.

Baytatil

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Troia’yı Anlamak

Dünyanın bugüne kadar en çok okunmuş eserler sıralamasında İzmir’li kör ozan Homeros’un İlyada ve Odyseia destanının ilk üçteki yeri sanır...